Cemaatle Namaz ve Tasavvuf Ehli

Cemaatle Namaz ve Tasavvuf Ehli

 

İmam-ı Rabbani (k.s.) Mektubât’ında cemaatle namazın önemini şu şekilde vurgulamıştır: “Câhil sofîler, zikre, fikre sarılıp, farzları ve sünnetleri yapmakta gevşek davranıyorlar. Kırk gün çile çekmeyi ve riyâzetler yapmayı beğeniyor, Cuma namazına ve cemâate gitmiyorlar. Hâlbuki, bir farz namâzı cemâat ile kılmak, onların binlerce, kırk günlük çilelerinden dahâ fâidelidir.
Cuma namâzına ve hergün beş vakit namâz için cemâate ve bayram namâzlarına gitmek İslâm’ın zarûrî emirleridir.
Namâz, mü’minlerin mi’râcıdır. Ya’nî, mi’râc gecesinde Peygamberimiz (s.a.v.)’e ihsân olunan ni’metler, bu dünyâda, O (s.a.v.)’in ümmetine yalnız namâzda tattırılmaktadır. Erkekler, farz namâzları cemâat ile kılmaya çok dikkat etmeli, hattâ birinci tekbîri imâm ile berâber almayı kaçırmamalıdır.
Namâzları vaktinde kılmak farzdır. Namâz ne kadar geç kılınırsa sevâbı o kadar azalır. Müstehab olan vakitler, cemâat ile kılmak için, mescide gitmek içindir. Namâzı kılmadan vakti çıkarsa, adam öldürmüş gibi büyük günâh olur. Kazâ etmekle, bu günâh afv olmaz. Yalnız borç ödenir. Bu günâhı afvettirmek için, tevbe-i nasûh yapmak ve hacc-i mebrûr yapmak lâzımdır.”63 Hz. Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (k.s.) namazlarını cemaatle namaz kılmaya özen gösterirler, çevresindekilere “Camiye devam edin, o şeref ve faziletten mahrum kalmayın” buyururlardı. Kitaplarında cemaatle namazın faziletin şu şekilde anlatmışlardır: Cemaatle kılınan namazın münferiden kılınan namazdan kaç derece faziletli olduğuna dâir değişik rivayetler vardır. Hadîs-i sahihte yirmi beş ve yirmi yedi derece rivayetleri vardır. “Biri imam olan iki kişinin namazı Allah indinde, ard arda olan (ayrı ayrı kılan) dört kimsenin namazından, biri imam olan dört kişinin namazı (ayrı ayrı kılan) sekiz kişinin namazından, biri imam olan sekiz kişinin namazının yüz kişinin namazından faziletli…” olduğu Buhârî şerhinde zikredilmiştir. “Cennetin vustunda oturmasını (ortasında oturmayı) arzu eden kimse cemâatle namazdan ayrılmasın.” (Menavi) “Din-i İslâm’ın kuvvet bulmak için cemâate olan ihtiyacı, sevâb almak için mü’minlerin cemâate olan ihtiyacından ziyâdedir.” (Menavi) Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in hastalığında Ebû Bekir (r.a.) namaz kıldırdı. Resûlullah (s.a.v.) Hazret-i Aişe (r.anhâ)’nın odasının kapı perdesini açtı, çıkıp ashabına çıktı. Onların namazda saf bağlayarak durduklarını gördü. Çok sevindi ve sesi duyulacak derecede güldü.64
Cemaatle Namazdaki Manevi Kazançlar Şeyh Ebu Müseyyeb (r.a.) der ki: Resûlullah’dan (s.a.v.) varid oldu ki, kulun kıldığı namazdan dolayı kendisine sevab yazılmaz, ancak orada kalbine gelen şey yazılır. Bu, münferid kılınan namaz üzerine hamledilir. Cemaatle namaz kılanlara gelince: Kalbi namazla meşgul olan kimse sebebiyle kalbi başka şeyle meşgul olan kimseye de ihsan eder. Allah cemaat üzerine, hakkıyla ve tam olarak kılman namazın bereketini verir. Kâ’b el-Ahbar diyor ki: Tevrat’ta gördüm ki, bu ümmetten bir adam secdeye kapanırsa onun sebebiyle Cenâb-ı Allah arkasındaki saflarda bulunan cemaati mağfiret eder. Seleften biri dedi: Cemaat namaza durduğunda Allah (c.c.) imamın kalbine bakar. Eğer onda bir hayır varsa onlardan razı olur, namazlarını kabul eder ve onları mağfiret eder. Eğer onda bir hayır yoksa mü’minlerin kalbine bakar eğer onların arasında kalbinde hayır olan birisi varsa, onlardan razı olur ve namazlarını kabul eder. Eğer içlerinde kalbinde hayır olan kimse yoksa namazda cemaat oluşlarına ve huzurunda namaza duruşlarına bakar da onlardan razı olur, namazlarını kabul eder ve onları mağfiret eder.65
CEMAATLE NAMAZDAKİ HİKMETLER

Şah Veliyyullah Dehlevî Hüccetullahi’l Bâliğa isimli eserinde bu konuda şöyle yazmıştır: Örf ve adetlerin helak edici tesirinden sakınmak için ibadetlerden herhangi biri öyle yaygın ve geçerli bir hale getirilmeli ki, açıkça yapılmalıdır. Anlayan ve anlamayan herkesin gözünün önünde eda edilebilmeli, köylü ve şehirli onu yerine getirebilmekte eşit olmalıdır. Yarış ve üstünlük ancak ona göre ayarlan-malı, hayatın ihtiyaçları arasına öyle girmeli ki, ondan ayrılmak zor ve imkansız bir hale gelmelidir. O halde ibadetler içinde değeri namazdan daha büyük, delil ve hüccet bakımından daha üstün dereceli hiçbir ibadet olmadığından, namaz halk arasında mutlaka çok yaygın bir hale getirilmelidir. Bunun için özellikle toplanılmalı, birlik ve beraberlik içinde eda edilmelidir. Her din ve mezhebte kendine uyulan bazı önder kişiler vardır. Halkın bazıları ikinci derecedirler, onlar biraz teşvik ve uyarılmaya muhtaçtırlar. Bazı kişiler ise üçüncü derecede, çok tembel ve inançları zayıf olanlardır. Eğer onlar toplumla birlikte ibadete mükellef tutulmazlarsa tembellik ve gevşeklik yüzünden ibadeti bırakırlar. Bu bakımdan o insanların hepsinin toplu olarak ibadet etmeleri müslüman toplumun menfaatinin gereğidir. Ayrıca Allâhü Teâlâ’ya rağbet eden, O’nun rahmetini isteyen, O’ndan korkan ve hepsi tepeden tırnağa kadar yalnız Allâhü Teâlâ’ya yönelen böyle müslüman bir topluluk, bereketlerin inmesine ve Allah (c.c.) rahmetinin kullarına yönelmesine sebep olur. Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in varoluşunun maksadı, Allah (c.c.)’nun kelimesinin yücelmesi ve İslam dininin bütün dinlere üstün gelmesidir. Halkın geneli ve seçkin kimseler, şehirli ve köylü, küçük ve büyük, hepsi bir araya toplanıp İslam’ın en büyük alameti ve en üstün ibadetini (namazı) eda etmeyi âdet haline getirmedikçe bu (gayeye ulaşmak) mümkün değildir. Bu özelliklerden dolayı İslam dini Cuma ve cemaate dikkat göstermeye önem vermiştir.66