Namazların Vaktinde Kılınması

Namazların Vaktinde Kılınması

 

Hz. Aişe (r.anhâ) annemiz şöyle naklediyor: “Yüce Allah, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ruhunu alıncaya kadar iki defa namazı son vaktine bırakmış değildir.”43 Seyyidü’l Beşer (s.a.v.) Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde “Namazın ilk vaktinin sonuna nisbeten üstünlük ve fazileti, âhiretin dünyaya göre üstünlük ve fazileti gibidir.” buyurmuşlardır. (Deylemî) Abdullah İbn Mes’ud (r.a.), Efendimiz (s.a.v.)’e, “Ey Allah (c.c.)’nun Resûlü! Hakk Teâlâ hangi amelleri sever ve ondan hoşlanır.” diye sorunca, Efendimiz (s.a.v.), “Vaktinde kılınan namazı” buyurmuşlardır. (Buhari ve Müslim) Başka bir rivayette Habîb-i Hüdâ (s.a.v.) Efendimiz “Namazını vaktinde kılan, namazlarına devam eden, namazın önemini hafife alıp zayi etmeyen kişiyi cennete sokacağıma söz veriyorum” müjdesini vermişlerdir. (İmam Ahmed ve Taberanî) Resûlullah (s.a.v.), «Allah’ı devamlı olarak anar, namazlarınızı da tam vaktinde kılarsanız, Hakk Teâlâ ecir ve sevabınızı kat kat arttırır» buyurmuşlardır. (Tâberânî) Tirmizî ve Darekutnî şu hadîsi rivayet ederler: «Namazın ilk vakti, yani başlangıcı Allah (c.c.)’nun nzası(nı celbeder), sonu da mağfireti(ni çeker)». Darekutni’nin bir diğer rivayetinde, «Namazın ortası da Allah (c.c.)’nun rahmetidir» ziyadesi vardır. Gâidü’l Gurri’l Muhaccelîn (s.a.v.) başka bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: «Kişi abdestini tazeleyip namazlara vaktinde kalkar, rükû ye sücûdunu huşu içinde tamamlarsa, bu namaz o kişiden beyaz olarak pırıl pırıl parlayarak ayrılıp giderken, geri dönüp sahibine: Beni koruduğun gibi Allah da seni korusun, der.

 

Kim ki abdestini güzelce almaz, namazını vaktinde kılmaz, kıyam, rükû ve sücûdunu huşu içinde yapmazsa, o namaz simsiyah olarak çıkıp giderken sahibine: Beni zayi ettiğin (hakkımı vermediğin) gibi Allah da seni heder etsin, der. Âdabına riayet edilmeden kılınan bu namaz, Allah (c.c.)’nun dilediği yere kadar varınca, orada eski bir elbisenin dürüldüğü gibi dürülür, sonra sahibinin yüzüne çarpılır” (Taberanî) Hz. Ebubekir (r.a.) vakit namazlarını ezan okunur okunmaz hemen kılmayı severdi.37 Namazların vakti konusunda Hz. Aişe (r.anhâ) annemiz ve Esved bin Yezid, Hz. Ebu Bekir (r.a.) hakkında şunu anlatırlar: Biz öğle namazını Allah’ın Resulü (s.a.v.)’den, Ebu Bekir’den ve Ömer’den daha titizlikle ilk vaktinde kılan birini görmedik.38 Bir hadis-i şeriflerinde Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Namaz kılan vaktin namazını ve kazaya kalan namazını kılar. Namazın kazaya kalması, onun için ailesini ve malını kaybetmekten daha büyüktür.”44
Kırk Gün Cemaate Devamın Mükâfâtı Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulmuştur: “Kişi, birinci tekbire yetişmek şartiyle kırk gün namazını cemaatle kılarsa, biri ateşten, diğeri nifaktan olmak üzere kendisine iki berâet yazılır.” (Tirmizi) “Kişi, bir mescidde kırk gece yatsı namazlarından birinci rekâtı kaçırmadan cemaatle namaz kılarsa, Hakk Teâlâ o kişi için ateş azabından azad olunmuştur, diye yazar.” (İbn Mâce)
Yıldırım Bâyezid ve Molla Fenarî Yıldırım Bâyezid devrinin en büyük âlimi Molla Fenârî hazretleri çok derin bir ehl-i sünnet ve cemaat bilgini idi. Mısır’da tahsilini ilerletmişti. Osmanlı padişahı kendisine çok hürmet ederdi. Bir gün Yıldırım Bâyezid’in
huzurunda37 sohbet ediliyordu. Padişah ihtilaflı bir mesele hakkında: “-Ben bu meselenin doğrusunu bilirim… İş şöyle ve şöyledir…” diyerek bildiklerini anlattı. Molla Fenârî hazretleri padişaha şu cevabı verdi: “-Siz târik-i cemaatsiniz, yani beş vakit namazda cemaati terk ediyorsunuz. Târik-i cemaat olan kimsenin şahitliği kabul edilmez. Binaenaleyh ben de sizin şehâdetinizi kabul etmiyorum” demiştir. Bunun üzerine Padişah kendi sarayının önünde bir cami yaptırdı. Günde beş vakit ezan okununca o camiye gider, kendisine ayırttığı yerde namazını cemaatle imam arkasında kılardı.
İmam-ı Şa’rânî namazların vaktinde kılınması hususunda şöyle demiştir: “Sallâllahualeyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de, namazın ilk vakti girmeden temizlik ve abdest hazırlığımızı yapmamız hususundadır. Zira bu hazırlığı yapmayıp geç kalanlar çok defa cemaatle namaz kılma faziletini kaçırırlar. Şayet bu kimselerden birisine «Haydi hazırlan, abdestini al, vakit yakın…» demiş olsan, sana «Vakit geniş…» diyecektir. Böyle bir olay, bir ilim talebesiyle aramda geçmişti. Cemaati bol bir camide ikindi ezanı okunmuş, cemaat namaza kalkmıştı. Birisiyle şuradan-buradan konuşan ilim talebesine «Haydi evlâdım sen de namaza kalk» diye hatırlatınca, bana “Daha vakti var, acelesi ne…» diye cevap vermişti. Kendisine, “Her ne kadar vakit varsa da, yalnız namaz kılacağın vakit böyle bir cemaati nerede bulabilirsin” demiştim. Bana, “Efendi, bir kişi ile namaz kılsam dahi Hak Teâlâ bana yirmiyedi derece sevap yazar” diye cevap verince, ben de “Ecir ve sevap kazanmanı azaltacak bir hususta benimle mücadele ediyorsun” diyerek oradan uzaklaştım. Çok kez bu ve buna benzer kimseler sünnetin ne olduğunu bilmeyen sapık bilginler sayılmalıdırlar. Bunların bu tutumları bazen vacibi terketmeye kadar varır ki, o zaman kıyamette azap görmeleri kaçınılmaz olur Ey kardeşim! Şeriat âdabına göre yürü. Sana doğru ve güzel öğüt verenle mücadeleye kalkma. Aksine davranacak olursan belki de dinini de kaybetmiş olursun. Allah sana hidayet etsin…”38
Camiye Gidip Cemaate Yetişemeyenin Durumu Hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Kişi namaz abdestini güzelce alır, cemaatle namaz kılmak için mescide gider de cemaati namazlarını kılmış bulursa, Hakk Teâlâ o kişiye cemaatle orada namaz kılmış olanların ve orada bulunanların sevabı kadar sevab verir. Bununla beraber cemaatin sevabından hiçbir şey eksilmez.” (Ebu Dâvud, Nesâî ve Hâkim) Ebu Dâvud’un rivayet ettiği bir hadîs-i şerife göre de Resûlullah (s.a.v.), “Kişi mescide gelir, cemaatle birlikte namaz kılarsa, günah ve kabahatleri affolunur. Yine kişi mescide geldiğinde namazın bir kısmının kılındığını, bir kısmının da kılınmadığını görür ve yetişebildiğini cemaatle kılıp kaçırdığı rekâtları tamamlarsa günah ve kusurları yine affolunur; kişi mescide gelir, cemaatın namazlarını kıldıklarını görür, yalnız olarak orada namazını kılarsa keza günahları yine affolunur.” buyurmuşlardır. Allâhü Teâlâ’nın ne kadar büyük ikram ve ihsanıdır ki, cemaate ulaşamadığı halde sadece bir gayret ve çabadan dolayı, cemaate ulaşma sevabı vermektedir. Biz Allahü Teâlâ’nın bu lütfundan faydalanmazsak kimin zararınadır. Ayrıca bundan şu da anlaşılıyor ki, cemaatle namaz kılınmıştır diye endişe edilip camiye gitmekten vazgeçilmemelidir. Camiye gittikten sonra namazın kılınmış olduğu anlaşılsa da kesinlikle o kişiye cemaat sevabı verilecektir. Ancak namazın kılındığı önceden kesin olarak bilinirse gitmemekte bir sakınca yoktur.39 Sallâllahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bu hallerde kılınacak namazların ecir ve sevaplarını birbirine eşit saymasının sebep ve hikmeti şudur: Bir zaruret karşısında geç kalıp da sonra cemaate yetişmek üzere koşan kişinin, cemaatle namazın kılındığını görünce duyacağı üzüntü kendisini etkileyeceğinden, bu kişinin hatırı, kalmasın veya ona bir taziye yerine geçsin diye, bu eşitliği beyan buyurmuşlardır. Bu böyle olmasaydı, Hakk Teâlâ’nın emirlerine pek aldırmayan kişi ile bütün işini – gücünü bırakıp Allah (c.c.)’nun emirlerini yapan, yapmaya itina gösterenin arası nasıl ayırt edilebilirdi?40 Muhammed bin Semâe (r.h.) , İmam-ı Ebû Yusuf ve İmam-ı Muhammed’in talebesi olan büyük bir alimdir. Yüz üç yaşında iken vefat etmiştir. O yaşa kadar günde iki yüz rekat nafile namaz kılardı. Diyor ki: “Ben kırk senedir bir defa hariç ilk tekbiri hiç kaçırmadım. Yalnız annemin vefat ettiği gün onunla meşgul olduğumdan ilk tekbire yetişemedim”41